8 Mart 2017 Çarşamba

Sony-Nintendo Ortak Meyvesi: Playstation Projesi


Video oyun tarihi bir çok efsane ile doludur. Bunlardan belki de en popüler olanlarından biri, Nintendo ve Sony arasında geliştirilen ilk Playstation prototipinin varlığıdır. Bu proje tabii ki gerçek bir çalışmaydı, işin efsane kısmı ise  kısa bir zaman öncesine kadar dilden dile dolaşmasına rağmen elle tutulur çalışan bir prototip görmemizden kaynaklıydı.. 2015 yılında ise hem kartuş hem de cd desteği olan bu şirin alet gün yüzüne çıktı. Cihazın muhtelif yerlerinde Sony ve PlayStation markaları gözükürken kol ve kartuş bakımından Super Nintendo ile birebir uyumluluk gösteren bir makine kanlı canlı karşımızdaydı. Retro oyunlara sempatisi olan ama çok da detaylara boğulmayan kimi arkadaşlarım resimler yollayıp bu cihazı gösterdiler, sorular sordular. Bende bildiğim kadarı ile başladım anlatmaya...

Playstation projesinin Sony tarafındaki elebaşı Ken Kutaragi. Kendisi 1970’li yılların ortalarında Sony’ye adım atmış bir mühendis. Projenin Sony tarafı diyorum çünkü bu konsept Japonya’nın iki dev firmasının ortak ürünü. İsmi dahi ortak bir kararla koyuluyor, isim kökeni ise iş bilgisayarlarının “Workstation” olarak adlandırılmasına yapılan bir nazireden gelmekte

Kutaragi aynı zamanda firma içerisinde dijital teknoloji savunucularından biri. O zamanlarda Sony, ağırlıklı olarak analog teknoloji yanlısı geliştiriciler ile dolu bir firma ve bu nokta dijitalci diye tabir edilen kesmi baya bir zorlamakta. Aslında bu ve benzeri çekişmeler firmanın çoğu departmanında bulunuyordu. Ken Kutaragi’nin şirkette çalışmaya başladığı ilk bölüm Trinitron’un (Sony’nin çok ciddi başarı yakalamış crt televizyon markası) da içinde yer aldığı “Görüntü cihazları geliştirme” departmanıydı (Birinci Geliştirme Bölümü) Burada LCD cihazlar üzerinde çalıştı. İlk LCD projeksiyon prototipini üretti ve bu proje piyasada yıllar sonra çok ciddi başarı sağladı. Ama firma içi çekişmeler sebebiyle o tarihlerde iptal edildi.
Kutaragi daha sonraları floppy disketler üzerinde geliştirme yapan bir ekibe katıldı. O günlerde Sony içerisinde bu projede iki ekip yer almaktaydı. Kutaragi’nin de içerisinde bulunduğu 2 inçlik disket geliştiren ekip ve 3.5 inçlik disketleri geliştiren başka bir ekip. İki taraflı sürdürülen projenin sonucunda 2 inçlik ürün iptal edilip 3.5 inçlik disketler ile yola devam etme kararı çıktı.

1986 yılında Nintendo, Famicom sistemler için Disk Sistem’i piyasaya sürmesiyle Ken Kutaragi’nin Nintendo Famicomlara olan özel ilgisi kendini cihaza yakınlaştırdı. Bu ilgi biraz da oğlundan kaynaklı olsa da Kutaragi sistemi de çok beğeniyordu. Hem bu ilgi hem de disk sistem konusunun içinde bulunduğu 2 inç floppy projesine olan yakınlığından ötürü Kutaragi kendini Famicom Disk Sistemi incelerken buldu. Nintendo’nun kullandığı disketler saniyede 300 devir yapıyor ve sadece 64kb kapasiteye sahipti. Sony ise saniyede 3600 devre sahip 1mb’lık disket teknolojisi kullanıyordu. Nintendo niçin daha demode ve yavaş bir sistem kullanmayı seçmişti, Kutaragi bunu sorgulayıp durdu. Nintendo, Sony'nin geliştirdiği teknolojiler ile çok daha iyi cihazlar üretebilirdi.

O tarihlerde Sony ve Nintendo arasında ete kemiğe bürünmemiş bir ticari ilişki söz konusuydu. Sony tarafından heyetler sürekli olarak Nintendo’yu ziyaret ediyor ve OEM satışı hakkında fikir alışverişinde bulunuyorlardı. Kutaragi bu görüşmelerden birine katılmak istedi ve 1986 yılında bu amacına ulaştı. Ziyaret sırasında Nintendo’lu yetkililer Kutaragi’nin fikirlerini genel anlamda olumlu olarak karşılasalar da yine de bu görüşmeler net bir ticaret anlaşmasına dönüşmedi.

Kutaragi, Sony ile bilgi teknolojileri ve video oyun sektöründe tek başına bir ürün geliştirmenin imkansıza yakın olduğunun farkındaydı. Bir yandan da bu sektörün ileriki yıllarda patlama yaratacağını biliyordu. Ürün geliştirmenin en kısa yolunun başka bir firma ile ortak yürütülecek bir proje olduğunu anlaması uzun sürmedi. Böyle bir ortaklığın ilk adımlarını hayranı olduğu Famicom sistemler ile atabileceğini öngördü. Nintendo Famicomlarda FM ses jenaratörü kullanılmıştı. Kutaragi bunun yerine PCM (Pulse Coded Modulaton) önerdi. Nintendo teknik birimleri bu yeni ses yapım sistemini benimsemekte oldukça zorlansalar da Sony ve Nintendo arasındaki ilk ticari ilişki Kutaragi sayesinde sonunda kurulmuş oldu. Bu yeni sisteme alışmak Nintendo çalışanlarınca zor olsa da öğrenmesi, adaptesi ve sağladığı imkanların verdiği avantajlar sayesinde mühendisler ve yazılımcılar tarafından çok sevildi. Bu durum Sony ve Kutaragi hanesine büyük bir artı yazdırmıştı.

İki firma arasında oluşan iyi ticaret ilişkilerinin ardından ortaklaşa bir proje üretme fikri filizlendi. Bu proje, Nintendo’nun halihazırda piyasada olan Super Nintendo cihazına bir eklenti olarak yapılacaktı. Bu fikir daha önce Famicom platformuna da uygulanmıştı. Sony yeni oyun makinesinde oyun medyası olarak cd kullanmayı öneriyordu. Sony ve Phillips’in birlikte yürüttüğü kompakt disk geliştirmeleri sonucu bu medyaların piyasaya sürülmesi üzerinden 5 yıllık bir süre geçmişti. Artık bu medya farklı platformlar üzerinde de kullanılabilecek bir olgunluktaydı.

Kompakt diskler her bakımdan üretim ve depolama açısından avantajlar barındırmaktaydı. O güne kadar Nintendo'nun oyun kartuşlarında kullandığı Mask Romlara göre daha ucuzdular, daha hızlı üretilebilmekteydi ve kapasiteleri çok yüksekti. Sony tarafı yapmış olduğu iş raporlarında yakın gelecekte bu formatı iyice cilalamayı ve Süper Nintendo'yu piyasadan kaldırmayı hedeflediklerini ortaya koyuyordu. Nintendo tarafında ise bu noktalar endişeye sebep oldu. Süper Nintendo her ne kadar karşısında Sega'nın Genesis'i yer alsa da piyasada çok ciddi başarı elde ediyordu ve bu cihazdan vazgeçmek söz konusu olamazdı. Ayrıca Sony oyun piyasasında tecrübesiz bir firma olabilirdi ama çok ciddi bir Ar-Ge'ye sahipti. Bu proje açık bir şekilde Sony'ye oyun piyasasında kendisini geliştirmesi, bir anlamda staj yapması için çok uygun bir zemin oluşturuyordu. Nintendo kendi eliyle dev bir rakip yaratma tehlikesini görse de şirket başkanları arasında anlaşma çoktan imzalanmıştı.

Nintendo'nun imzalanmış olan sözleşme şartlarıyla ilgili çekinceleri süredursun Kutaragi ve ekibi dolu dizgin proje geliştirmeye devam ediyordu. Hazırlamış oldukları prototipin Chicago fuarında tanıtılacağı tüm basına açıklandı. Nintendo-Sony arasınaki prototipe dair sunumlar devam ederken Kutaragi, Nintendo'nun anlaşmayı feshettiğini basından öğrendi. Yapılan açıklamaya göre Nintendo, Sony ile yapmış oldukları yeni oyun makinesi anlaşmasını iptal edip Philips ile CDI formatı üzerine benzer bir ortaklığa gittiğini açıklamıştı. Bu beklenmedik fesih Sony geliştiricilerinde soğuk duş etkisi yarattı. Hemen Nintendo ile yüzyüze bir görüşme gerçekleştirildi, Nintendo ve Phillips ile telefon trafiği hiç durmadı ancak herhangi bir tatminkar cevap alamadılar. Kutaragi'de asıl şok etkisini ise Sony içerisindeki CD/I ekibi yarattı. Bu ekip Nintendo ve Phillips arasında böyle bir proje üzerinde yakınlaşma olduğunu bilmesine rağmen Playstation ekibine olaydan bahsetmedi. Ken Kutaragi kendisini sırtından bıçaklanmış gibi hissediyordu. Öte yandan Sony başkanı Ohga'nın duyguları hayal kırıklığından çok öfke içermekteydi. Altında kendisinin imzası bulunan bir anlaşmayı hiçbir görüşme yapılmadan yırtıp atan Nintendo'ya karşı hiddetle doluydu. Şirket yönetim kurulu bu gelişmelerin ardından acil toplanma kararı aldı. Sony halihazırda Nintendo  için OEM üreticisi konumundaydı. Bir grup idareci Nintendo'ya verilen bu desteğin derhal kesilmesini önerse de bu fikir kabul görmedi. Böyle bir tehlikeyi Nintendo da öngörüyordu ancak Sony’nin bu adımı atamaya cesaret edebileceğini düşünmüyorlardı. Büyük şirketler arasında birçok anlaşma ve ihtilaf olması normaldi ve bunları birbirine karıştırmamak gerekiyordu. Toplantının asıl amacı Playstation projesinin geleceğini konuşmaktı. Ohga, duyurusunun dahi yapıldığı projeyi Chicago'da görücüye çıkarma kararı aldı. Sony, kendi ismiyle prototipini tanıttı. Nintendo ise sadece bir gün sonra Phillips ortaklığı ile bir oyun konsolu üreteceğini, Sony ile buna benzer bir projede ortaklıklarının olmadığını Chicago'da duyurdu. Sony bir anda basın önünde küçük düştü.
Bu açıklama hiddeti henüz dinmemiş olan Sony başkanı Ohga’yı daha da köpürttü. Ohga tüm şirkete bu konunun peşini hem ticari hem adli açıdan bırakmama emrini verdi.

Böylece Sony ve Ken Kutaragi, video oyun sektörünün dikenli yollarına bir şekilde adım atmış oldular. Yalnız bu yol Sony gibi dev bir firma için bile son derece zor ve stresli bir süreç olacaktır.

Kaynak: Sonydeki devrimciler (Ken Kutaraginin anıları) / Yazar: Reiji Asakura

 



11 Ocak 2017 Çarşamba

Retro Podcast Bölüm 5: Koleksiyonculuğa Dair


Mass Effect: İntikam

 Youtube Kanalımızı Ziyaret Etmeyi İhmal Etmeyin

Yazar: Drew Karpyshyn / 2010
Türkçe Çeviri: Özge Köprülü / 2015
Türkçe Baskı: Akılçelen Kitaplar / 302 Sayfa

Mass Effect serisinin son kitabı olan İntikam, üçlemeyi zirveye çıkaran bir yapıt olmuş. Diğer kitaplarla olan organik bağının yanı sıra yazarın ince ince işlediği ana hikayenin nihayete kavuşması son derece başarılı gerçekleştirilmiş.

İlk kitapta bıraktığımız ve ikinci kitapta kendisinin artık ittifak içerisinde önemli bir diplomat olduğunu öğrendiğimiz Albay Anderson, uzun yıllar ardından kovalamacamıza dahil oluyor. Yanında tabii ki Kahlee Sanders'da yer almakta. Bu iki ana kahramanımızın hikaye akışına Asılsız Adam ve Grayson gibi eski tanıdık simaların yanı sıra Kai Leng ve Aria gibi yeni yüzler de eklenince son derece renkli bir karakter yelpazesine sahip oluyoruz.

Keşif isimli kitabın sonunda, ittifak için hizmet eden Saren isimli Hayalet -Galaksi içerisinde çok büyük yetkilere sahip olan, farklı ırklardan seçilebilen üst düzey ajanlar- insanların yapay zeka üzerine yaptıkları çalışmaları elde etmişti. Bu bilgiler ışığında sentetik bir ırk olan Geth'leri -Makine yani... Robot, terminatör artık ne derseniz :)- etkisi altına alıp Galaksi içerisinde bir hakimiyet kurmaya çalışmıştır. Yalnız işler aslında hiç de Saren'in sandığı gibi ilerlememektedir. Tüm bu olanları geriden izleyen Reaperlar -Büyük uzay gemilerinden oluşan güçlü bir yapay zeka ırkı. Evet yanlış anlamadınız gemilerin kendisi bu ırkı oluşturuyor ve diğer organik yaşam formları tarafından varlığı henüz bilinmiyor- aslında bütüm kontrolün sahibi durumundadırlar. Kendini insanlığı korumaya adayan ve bu uğurda galaksideki diğer tüm yaşamlara gözünü kırpmadan son verebilecek olan Cerberus isimli insan terör örgütü, Reaperlar hakkında bilgilere ve teknolojiye ulaşır. Reaperların ne olursa olsun bir gün insanoğlu yaşamını tehdit edecekleri bilincindeki Asılsız Adam -Cerberus'un lideri- bu konuda önlemler almak için çalışmalara şimdiden başlamıştır. Bu araştırmalar yılanın başını küçükken ezmeye yarayabileceği gibi arı kovanına çomak sokmak kadar tehlikelidir de aynı zamanda.

Hikayemiz yine üçlemede sadık kalınan dinamikler üzerine kurulu. Birden fazla sac ayağı üzerine kurulmuş bir hikaye ve bu sac ayaklarının her birinin birbiri peşi sıra giriştiği kovalamaca. Bu kitabın diğerlerinden en belirgin farkı olaya müdahil olan karakter sayısının fazlalığı. Bu karater artışı kitaba çok güzel bir ahenk getirmiş durumda. Kahramanlar arasında dengeler sürekli değişiyor. Aynen lunaparktaki bir çarpışan araba pisti gibi kimin kime ne yapacağı belli değil.

İlk iki kitaba nazaran bu kitapta bilim kurgu öğeleri biraz daha ağır basıyor. Serinin başından itibaren Mass Effect'i hiç bilmeyenler için Star Wars ile karşılaştırarak tanımlamaya çalışmştık. Yapısı bakımından çok benzerlik gösteren ama özgün bir hikaye demiştik. Bu kitapla beraber bir ilave daha yapacak olursak Mass Effect çok daha bilim kurgu bir seri. Star Wars daha fazla fantastik öğeler içermekte. Drew Karpyshyn üç kitapta da farklı bilim kurgu temalarına değinse de hepsini bir potada eritip finali yapmayı gerçekten iyi bilmiş. Kitabın yaklaşık son 30 sayfasında ise tempo tamamen dorukta. Bu tansiyon yükseltme işini ilk iki kitapta da çok iyi başaran yazar yine son bölümleri daha bir hızlı okumamızı sağlıyor. Zaten kitabın başı onu okutan sonu ise unutturmayan kısımlarıdır ya, iki tarafı da iyi becermiş yazarımız.

Aslında kitap ile ilgili sayfalar dolusu yazmak istiyoruz ama nereye dokunursak, okumayan ve okuyacak olanlar için bir açık veririz diye korkuyoruz. Kitabı ve seriyi birlikte özetlememiz gerekirse birbirinden ayrı okunabilecek yalnız birlikte okunduğunda doğal olarak deneyiminizi katlayacağınız, fantastik öğelerden çok bilimkurgu detayları içeren fakat bu noktalar her okuyucu için makul bir seviyede tutulmuş olan muhteşem bir üçleme. Oyunla olana ilişkisini soracak olursanız bence oyunundan daha güzel olmuş. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyoruz. Şimdiden iyi eğlenceler.

29 Aralık 2016 Perşembe

Mass Effect: Yükseliş

Yazar: Drew Karpyshyn / 2008
Türkçe Çeviri: Özge Özköprülü / 2015
Türkçe Baskı: Akılçelen Kitaplar / 293 sayfa

Youtube Kanalımızı Takip Etmeyi İhmal Etmeyin

Drew Karpyshyn imzalı üçlemenin ikinci kitabı olan Yükseliş, bizi Keşif'de bıraktığımız noktanın yaklaşık yirmi sene ilerisine götürüyor. Hatırlayacağınız gibi ilk kitap biterken bir Hayalet (Galaksi içerisinde, farklı ırklardan seçilebilen, üst düzey ajanlar) olan Saren, insanların üzerinde araştırmalar yapmış olduğu çok önemli bir keşfin tüm bilgi ve kayıtlarını ele geçirip sırra kadem basmıştı. Yıllar içerisinde bu veriler ışığında sentetik ırk olarak anılan Gethler üzerinde hakimiyet kurup bu ırktan büyük bir ordu yarattı. Bu ordu insanlık ile birlikte tüm sistem için çok ciddi bir tehlike haline geldi.

Geçen süre zarfında ilk kitap kahramanlarımızdan Anderson, İttifak içerisinde son derece saygın ve nüfuzlu bir mevkiye ulaşır. Artık insanoğlunun kaderini belirleyen konular üzerinde karar verici bir konuma gelmiştir. Kahlee ise yine bir araştırma projesinde yer almaktadır. Bu proje kapsamında biyotik yeteneklere sahip çocuklar küçük yaşta ebeveynlerinin izni ile bir okul çatısı altında eğitime alınıyorlar. Bu okulda tüm çocukların ruhsal, zihinsel, fiziki gelişmeleri gözetim altında tutulmakta ve istedikleri takdirde veliler çocuklarını okuldan alabilmektedir. Bu projede amaç, biyotik yeteneklerin nasıl daha verimli kullanılacağını gözlemlemektir. Yalnız bahsetmiş olduğumuz kurum tamamiyle bir okuldur. Herhangi bir şekilde çocukların üzerinde onlara zarar verebilecek deneyler yapılmamaktadır.

İnsanoğlu resmi kanallar üzerinden bu gibi girişimlerde bulunurken, gayri resmi örgütlenmeler de uzun zamandır faaliyetler sürdürmektedir. Bunların en ciddi ve güçlü olanı Cerberus'un hemen hemen her gezegende çok sayıda ajanı barınmaktadır. Bu örgüt, gerçekleştirdiği bir çok yer altı çalışmasının arasında insanoğlunun biyotik yetenekleri üzerine araştırmalar da vardır. Cerberus, Kahlee Sanders'ın da dahil olduğu projeye, büyük biyotik potansiyele sahip Gillian adında bir çocuğun da katılmasını sağlar ve ajanları aracılığıyla çeşitli deneyleri bu çocuk üzerinde dener. Bu çalışmalar Kahlee Sanders'ı yine sonunu kestiremeyeceği bir yolculuğa çıkartır.

Kitapda hikaye işlenişinin ilerleyişi aynı ilk kitaptaki şekilde formule edilmiş. Bu yapının ilk kitapda okuyucuyu avucunun içine almayı başarması bu kitapda da sürmekte. Üç ana karaketer gözünden yaşadığımız bir kovalamaca hikayesine kaptırıyoruz kendimizi. Yazar çok fazla süprizlere yer vermemiş. Şaşırdığımız yerler oluyor ama "Vay be" dediğimiz anlar yok. Kitabın temposu ise çok yerinde ayarlanmış. Zaman zaman yükselip düşse bile "aman yeter artık, sıkıldım" diyip kitabı bırakmıyorsunuz hiç. Zaten tüm seri yaklaşık 300'er sayfalık kitaplardan oluştuğu için okuyucu da yorulmaya fırsat bulamıyor.

Yükselişin hikayesi "Keşif" ile tabii ki de bağlantılı fakat bu bağlantı aynı evren içerisinde yer almalarından ileri geliyor. Yoksa ikinci kitabı ilk kitaptaki olayları bilmeseniz de rahatlıkla okuyabilirsiniz.Giriş ve önsözde belli başlı konulardan bahsediliyor. Zaten bir şekilde elinize geçti de bu kitaptan başladıysanız okumaya mutlaka gidip ilk kitabı da alacaksınızdır. Ayırdığınız zamanı sonuna kadar hak edeceğini düşündüğümüz Yükseliş'i özellikle bilim kurgu seven okuyucuların alıp deneyimlemesini şiddetle tavsiye ediyoruz. Hepinize şimdiden iyi eğlenceler.

15 Aralık 2016 Perşembe

Retro Podcast 4 : Başarısız / Fail Konsollar




Shadow Korku Evi (Alsancak /İzmir)


Özellikle arkadaş grubu ile oynanan oyunlara olan ilgimizden ötürü uzunca bir zamandır deneyimlemek istediğimiz "Kaçış oyunu" temalı evlerden birine sonunda gidebildik. Daha önceden bu temada oyunlara defalarca katılmış olan bir arkadaşımızın da ön ayak olmasıyla 6 kişilik bir ekip oluşturup internetten oyun aramaya koyulduk. Herhangi bir referans olmadan, alternatifler arasından "Shadow" isimli eve gitmekte karar kıldık. Bu kararı verirken ki kriterimiz sadece gideceğimiz evin lokasyonu ve oyunun bulmacadan ziyade korku temasına dayanmasıydı. Şans eseri kurmuş olduğumuz ekip üç hanım ve üç beyden oluşan dengeli bir grup oldu. Gideceğimiz günden iki gün önce rezervasyonumuzu yaptırdık.

İzmirli arkadaşlar için evin bulunduğu bölgeyi kabaca tarif etmemiz gerekirse, Kıbrıs Şehitleri Caddesi McDonalds civarı diyebiliriz. Apartmanda, söz konusu daireye çıktığımızda kapıyı çaldık ettik açan olmadı. İçeriyi aramayı düşünürken rezervasyon saatimiz olan 19.30da giriş kapısı kendiliğinden açılıverdi ve tırsarak tüm ekip içeriye girdik. Daire tahmin edebileceğiniz gibi zifiri karanlık. Eğer mont, çanta tarzı size yük olabileceğini düşündüğünüz eşyalarınız varsa giriş holünde bulunan ve dekorasyona çok güzel yedirilmiş kırık dökük bir askıyı kullanabiliyorsunuz. Oyun sırasında ihtiyacınız olacak fenerler bir köşede sizi bekliyor, bunun dışında siz kendiniz bir aydınlatma kaynağı getiremiyorsunuz. Ayrıca tahmin edebileceğiniz gibi telefonlar da kapalı olacak. Ha bunları söylüyorum fakat bu kurallar anayasa değil tabii ki de. Yalnız verdiğiniz ücret karşılığında dolu dolu bir 60 dakika geçirmek istiyorsanız oyun moderatörlerinin dediklerine harfiyen uymalısınız. Aksi durum sizin bileceğiniz iş.

Oyunda çok fazla bulmaca yer almıyor, bulmacalar daha çok şifre bulmaya odaklı. Gel gelelim bu şifreleri bulmak epey zorluyor insanı. Aranızdan "Ben bir çırpıda çözüverdim" diyenleriniz varsa şimdiden tebrik ediyorum sizi.

İçerisi hakkında çok fazla bilgi vermeyeceğim. Sadece tiner, boya tarzı kokulara herhangi bir hassasiyetiniz varsa yaşayacağınız deneyim sizi zorlayabilir. Oyun senaryosu gereği içeride yoğun bir hava var. Bu konu hakkında rezervasyon sırasında bilgi almanızı öneririm. Ayrıca oyuncuların herhangi bir rahatsızlığı olup olmadığını yöneticiler soruyor ama siz yine oyuncular hakkında verilmesi gereken detayları peşin peşin bildirin. Ve son olarak oyun sırasında yaşanabilecek temaslara hazırlıklı olun çünkü içeride sadece dekorlar değil canlı oyuncular da sizi bekliyor olacak.

Bu oyunda zevk almanızı yada paranızın boşuna gitmesini sağlayacak en büyük etmen arkadaş grubunuz. Sonuçta bu bir oyun ve içerideki her şey düzmece, bunu biliyoruz. Eğer kendinizi korkmak için bir moda sokarsanız -ki kendinizi oyun sahibi arkadaşlara bırakırsanız onlar sizi sokacaktır- son derece eğlenirsiniz (korkarsınız). Bunun aksine "ya bundan da korkulurmu, ne var bunda" diyip bir de senaryoyu bozmaya çalışacak oyuncular varsa grubunuzda, şimdiden onları ekmenin bir yolunu bulsanız iyi edersiniz. Oyun sırasında yasaklara uymamak, dekorlara kasti bir şekilde zarar vermek ya da canlı mankenlere bilinçli olarak fiziksel şiddet uygulamaya çalışmak oyunun iptal olmasına ve paraların yanmasına sebep olacaktır, baştan belirteyim.

İşin en eğlenceli kısmı ise oyun bitip ışıklar yandıktan sonra gerçekleşiyor. Talep etmeniz halinde oyunun kaydını yöneticiler size izletiyor ve hem kendi hemde arkadaşlarınızın hallerine katıla katıla gülüyorsunuz. Oyunun kritiği bununla bitmiyor, eve dönüş yolu boyunca defalarca o anları hatırlıyorsunuz. Oyun (eğer önünde arkasında sıkışık bir rezervasyon programı yoksa) öncesi, sonrası, izlemesi falan derken bir buçuk saati buluyor. Bedeli, kişi başına yaklaşık 30TL gibi bir rakama denk gelmekte. Oyun sahibi arkadaşlar ise son derece nazik insanlar. Biz yaşadığımız eğlenceden oldukça keyif aldık, düşünen arkadaşlara da tavsiye ederiz. Rezervasyon ve detaylı bilgi için oyunun web adresi ve facebook sayfasından faydalanabilirsiniz. Hepinize iyi oyunlar...